
Yaşanan saldırılar karşısında toplum olarak büyük bir üzüntü duymaktayız. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine baş sağlı, yaralılara acil şifalar dileriz. Allah aziz milletimize bir daha benzer acılar yaşatmasın.
Son iki günde yaşanan elem verici saldırılar sonucunda okullardaki güvenlik tedbirleri ve şiddet olayları ülkemizin gündeminin birinci sırasına oturmuştur. Ülkemizin geleceği olan yavrularımızın güvenliği hepimiz için en öncelikli meseledir. Bununla birlikte yavrularımıza eğitim hayatlarında rehberlik eden aziz öğretmenlerimizin çalışma koşularının iyileştirilmesi ve okul içi/ders içi saygınlığının güçlendirilmesi bir başka önemli mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı’nın alacağı her türlü tedbiri desteklemekteyiz.
Yaşanan şiddet olaylarının okul özeline indirgenerek dar çerçevede tartışılmasını ise kaygılı bir şekilde takip etmekteyiz. Ortada bir sorun olduğunda o sorunun parçalarından bir tanesi üzerinden pansuman niteliğindeki çözüm önerilerinin ilgili sorunun çözülmesi için yeterli olmayacağını ifade etmek isteriz. Çözüm için öncelikle doğru tespit ve bu tespite yönelik toplumsal mutabakatla kuşatıcı çözüm yolları geliştirilmesi elzemdir. Şiddete karşı toplumsal mücadele ise hepimizin üzerindeki toplumsal ödevimizdir.
Ülkemizin karşı karşıya kaldığı sorunun, şiddetin toplumsallaşması olduğu gerçeğini kabul etmenin ve ilgili tartışmayı bu geniş çerçevede sürdürmenin daha faydalı olacağını kabul etmemiz gerekmektedir. Okullarımızda akran zorbalığı, öğretmenlerimize yönelik psikolojik şiddet olarak yansıyan şiddet, gündelik hayatımızda çok çeşitli şekilde kendisini göstermektedir. Öğretmenlerimizin öğretim görevlerinin yanında toplumsal eğitim sorumluluklarının olduğunu ve bu konularda daha fazla sorumluluk almaları gerektiğine inanmaktayız.
Şiddettin toplumsallaşmasında birçok faktörün olmasının yanında medyanın özendirici başat rolü yadsınmamalıdır. Son yıllarda birbiri ardına ortaya çıkan mafyavari yapılanmaların kahramanlaştırıldığı diziler, şiddeti özendirmenin yanında “adaletin bireysel olarak şiddet yoluyla sağlanması gerektiği” inancını yaygınlaştırarak adalet sistemimizi ve toplumsal barış ve huzur ortamını hedef almaktadır. Sabah ve öğlen kuşağında yer alan kadın programlarının fiziksel/psikolojik şiddet, entrika ve dedikodudan oluşan içerikleri, şiddetin toplumsallaşmasının, aile birliğinin ve toplumsal huzurun yıpranmasının bir başka aracı olarak işlev görmektedir. Bu tip içerikler aynı zamanda gençlerde evlilik konusunda birbirlerine karşı güven duygusunun sarsılmasını ve evlilik hayatlarında psikolojik ve fiziksel şiddetin yaşanmasını tetiklemektedir. Bunun sonucu olarak boşanma oranları artmakta, aile kurumu büyük yara almakta ve gençler arasında aileye olana inanç zayıflamaktadır.
Sosyal medya mecralarında anonim hesaplardan organize suç örgütlerine ve liderlerine yönelik övücü nitelikteki paylaşımlar, bu yapılara yönelik yapılan adalet ve yardım talepleri hukuk sistemini yıpratmakla birlikte şiddetin gençler nazarında meşrulaştığı bir zemin oluşturmaktadır. Organize suç örgütleri şiddetin meşrulaştırıldığı bu mecralarda yaptıkları lüks yaşam, zenginlik ve cinselliğin ön planda olduğu paylaşımlarla gençler üzerinde büyük bir etki bırakmaktadırlar. Yine bu platformlarda lüks yaşamının, cinselliğin ve uyuşturucunun özendirilmesi gençler arasında haz merkezli bir hayat nizamının oluşmasına sebebiyet vermektedir. Gençler idealize ettikleri manevi değerlerden uzak seküler yaşama ulaşmanın yolunu fuhuş, yasadışı ve yasal bahis, şiddet ve organize suç örgütlerine katılımda görmektedirler. Sosyal medyayla birlikte çevrimiçi oyun platformlarında yer alan şiddet ve cinsellik içerikli oyunlar, gençlerimiz üzerinde yıkıcı etkileri olan etkenler olarak ön plana çıkmaktadır. Gençlerimiz bu platformlardaki çevrimiçi mesajlaşma uygulamalarıyla birbirleri üzerinde onarılmaz bir şekilde olumsuz etkiler bırakmaktadır.
Medya kuruluşlarının etik kuralları göz ardı ettikleri habercilik pratikleri ise medyamız adına en acı verici faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle şiddet olaylarında kullanılan dil ve görsel öğeler şiddetin yaygınlaşması ve özendirilmesine neden olmaktadır. Muhabirlerin haberin önüne geçme çabası içerisinde başkalarının acısını kendilerine malzeme yapmaları toplumsal adalet duygusunu aşındıran bir başka unsurdur. Bu bağlamda toplumsal şiddetle mücadeledeki çözüm önerilimiz;